beş adım, yo iki. evet. son adıı ..m . TÜKÜRDÜ.

    Yine geç kalmışız, ablam çekiştiriyor. O aptal mavi kıyafetleri hızlıca giydirirken ilikler şaşırıyor, düğmeler bir üsttekilerle karşılaşınca gülüyorlar bana. Susun diyorum düğmelere, yoksa sizi koparırım! Toplanmaya çalışan saçlarım çığlık atıyor. Bende eşlik ediyorum. Söylenmeye fırsat vermeden okul kapısından fırlatıyor ablam. Her taraf mavi okul bahçesinde ama ben kırmızı gibi hissediyorum. Çünkü unutulmuş olan beslenmem sınıfta utandıracak. Sanki bütün çocuklar bana bakıyor ve sanki heran aaaa-haa-hah diye kocaman gülecekler. Abla yürümeyi unuttum. Nerdesin. Böyle anlarda parmak uçlarım uyuşuyor, yüzüm kızarırken yanaklarım, gülmek ve ağlamak arasında seçim yapamıyor fakat şuan seçim yapma zamanı. Zil çalana kadar erkekler gibi delirmişcesine koşmalı mıyım yoksa kızların iplerinde atlamaya çalışırken düşmeyi mi seçmeliyim?
Derken bu tarafa koşan biri var, hızlanıyor. Acaba bana, yok hayır, evet bana -bana doğru geliyor??. Çok hızlı ve gülüyor, sesli mi düşündüm acaba?
Yedi adım,
Hayır.
Beş adım,
Yo iki. evet.
Son adıı ..
TÜKÜRDÜ.
Saçlarım,
Tükür-dü,
Baloncuklar önlüğümde,
Evet tükürdü.
Saniyeler durdu. Tükürük havada. Kalbim balon oldu, bu çocuk iğne.
Dakikalar sanki saatle çarpıştı.

Tükürdü?
Saçlarım: 'karşılık ver nehir!' dedi.
Bende TÜKÜRDÜM.
Ama saçlarına, önlüğüne gelmedi. Ayakkabıma düştü, havalanamadı baloncuk..Kafamı eğip ayaklarıma baktığımda, parmaklarım yine uyuştu. Gülüyor, gittikçe büyüyor ağzı. Ama dişleri küçük, benimki gibi. Bu oğlan delirmiş olmalı! Ablama söylicem. Zil mi?! Tamda zamanında kaçıyor!koşuyor!Hey! Tükürüğünü Unuttun..
     
    Tüm sınıf mavi, yakaları beyaz. Ben kırmızı, yanaklarım kırmızı. O yine koşuyor, yaklaşıyor -hayır hayır sınıfa doğru. Yoksa  yoksa sınıfa mı tükürücek??!

Koş nehir diyen yanlış iliklenmiş düğmelerimi dinliyorum;
-Koş yakala!
yavaşladı.
-Dur nehir
bana bakıyor.
- Ne yapıcaz? gül nehir!
tamam.
   
     Sınıfa girdi. Cam kenarında ikinci sırada, önündeki kızların hemen arkasında. Uzun saçlarını çekiyor. ?? Arkaya geç nehir diyorum içimden, hem zaten saçım kısa, ablam kesmesin bence bir daha. Ne kadar da çok hareket ediyor. Bu oğlan delirmiş! Yada kızların saçını sevmiş.
 Düğmelerim komutları verirken saç tellerim desteklliyor. -Bakıyor nehir -gülümseme. Merveler, gizemler, ağlıyor. İsimleri aynı olduğu için mi aynı anda ağlıyorlar acaba? Yoksa saçları için mi.. Saçlar: -Bakıyor nehir, gülümse. Düğmelerim: -gülümseme derken ben yine karışıyorum. Eve gidince anlatıcam boyama kitabındaki Fil'e. Hepsini anlatıcam. Bence Fil kitaptan çıkıp kocaman ayaklarıyla yürüyüp, hortumuyla onun suratına tükürecek, görcek işte o zaman!! Bugün herşey çok garip.
     Sınıfa hamile gibi kocaman göbeğini tutarak amcama benzeyen öğretmenimiz giriyor, yanında bir adam daha var. Üstelik elinde fotoğraf makinesi. Ama çok büyük. Bugün gerçekten çok garip. Düğmeler:  -ona bak nehir! dediğinde, hızlıca çeviriyorum ki; kaşları yukarı yol almış, gözleri kısılmaya başlıyor, tüm sınıf gibi içeri giren öğretmene ve yanındaki adamın elinde olan fotoğraf makinesine bakıyor. Saçlarım bu kez -yeter bakma nehir! diyor. Dönüyorum ki çıkmışlar, ben yine kaçırdım noldu acaba?? Dinleyemedim. Sıra mı olucaz, ikili ikili diziliyorlar. Bugün çok garip Fiil çok şaşıracak! Bak nehir koşuyor, bak sıradan çıkmış, ağzını açmış koşuyor. Delirmiş bu çocuk. Öğretmen kızıyor. Sıranın en sonuna gönderiyor. Ne -hayır, hayır yanıma mı geliyor. Yaklaşıyor. Tükürmesin diye çığlık atan saçlarıma düğmelerim cevap veriyor; -Sen türkür bence!
Beş adım, 
Hayır üç adım.
Evet,
Son adı.m
Yanım.d.a. ...
Dudakları öyle yayılıyor ki tüm suratına eşlik ediyor, yanakları, gözleri, kaşları, saçları bile! Saçlarım görmüş! İçerideki dişleri gülümseyen dudaklarına baskı yapıyor. Kalbim balon oldu. Ama iğne heyecandan pamuk oldu. Ağzımdaki tükürüğün her bir baloncuğu kalp oldu. Dudaklarımı itti. Yanakları, onunn yanakları konuşmaya başladı '-can yaklaşıyor!' Benim yanaklarım duydu.. Dudaklarım iğne oldu. Onun yanakları balon. Patlattım! Öptüm! Kırmızıydım, mavi oldum bende! Kaşları heyecanlandı, kaşlarımm gördü! Sıra yaklaştı. İlk onu iteledi ayakları, yaylı gibi yürüyordu, küçük küçük.

    Elinde kocaman fotoğraf makinesi olan adam baktı ona. Durdu bir daha baktı...
Minicik bir çocuğun yayılmış olan ağzının; yanağıyla dudak arasında, sıkışmış mutluluğuna baktı, gözlerinden taşan haylazlığına baktı. Deklanşöre bastı.
Ve ben, gülümseyen bir çocuğun fotoğrafı çekilirken suratına bakıp, görünmeyenleri anlatacak en güzel kelimeleri ararken kayboluyorum, mutluluktan sarhoş olup bilinçsizce dans eden kelimeleri arıyorum. Fotoğrafçı oluyorum. Zihninin fotoğrafını çekiyorum zihnimde.
    Şimdi' almış karşıma bakıyorum. Sihirli kelimeleri arıyorum, en güzel kelimeleri, özgür sarhoş kelimeleri arıyorum anlatmak için;
Gülüyor, o kadar güvenli gülüyor ki o minicik bedende; onu öptüğüm için gülüyor o kadar güvenli ve kendinden emin. Bir o kadar rahat! Minicik bedende. Oysaki yanakları sarhoş olmalı! Yanaklarım görmüş..

Popular Posts