ruh sağlığım yerinde değil, yolda



Kişilerin, unvanların, gölgesinde "yürümek" zordur çünkü kişiliğinde zedelenmeler, bedeninde çürükler bırakır. Hiçbir zaman güven de vermez. Ha birde aile kanatları altında, güvenli "yürümek" vardır; kontrollü-temkinli bilinçli klonlanmış insan olarak atılan adımlarla yürümek... Her-şey bir seçim tabi. Size şunu söylemeliyim ki söz konusu ilerlemek ise -bulutların gölgesinden gitmek en keyiflisi. Ve hatta adımlarını tekrar ederken, zihninden bağımsız hızlanarak a n i d e n koşmaya başlamak ise en sevdiğim! Nereye mi?Bilinmeyene. Hem nereye gittiğimi bilmiyorsam asla kaybolmam. Ne zaman ki biliyorum yolu, işte o zaman monoton içinde kaybolur ruhum. Ve bilirim ki bilinmez bir yolda değilsem, dardayımdır.
Yirmi-iki yıl boyunca biriktirdiğim tüm parçaları toplasak bir çanta eder mi dersiniz. Bence bir çanta etmesede bir bira eder. O da yeter. Neticede biriktirmeye değecek herşey, içmeye değecek nedenleri kovalıyor ardından.. Bu yüzden çok içmemek için biriktirmiyorum. Denklem basit. İnsan yerine ayağa çarpan güzel taşları biriktirmek daha anlamlı ve güvenlidir mesela. Hem yeri geldiğinde taşlarla kendini insanlardan koruyabilirsin. İşte bu yüzden toparlayacak olursak ruh sağlığınız mümkünse yerinde değil, yolda olsun.. CHEERS





Bir Nevi Pilot Mutluluk





"Evvel zaman içinde, güzeller güzeli.." diye okumaya başladı ufaklık kitabını.. Minicik elleri yüreği kadar güçlü, diğer bütün uzuvları gibi kibardı. Sayfalara dokunurken, gözleri okuduğu kelimeleri idrak edemiyordu. Heyecanlıydı. Her çocuk gibi, yapılan her gizli iş ona oyun geliyordu. Kitabı gizlice bulduğunu zannediyordu. 'Gizli' olduğu için almış okumaya yelteniyordu. Yoksa sevmezdi okumayı-yazmayı, oyunlar varken! Bilmiyordu ki; annesi odasının kapısını açık bırakıp, kitabı  kutuya, kutuyu ise bilerek yatağın kenarına yarı aralık bırakacak.

   Ama annesi biliyordu; Ufaklık uyanır uyanmaz, tuvalete yönelecek. Karşı odanın kapısının her zamankinden farklı olarak açık bırakılması dikkatini çekecek. Kapıya doğru minik, suratını andıran ayaklarıyla yürüdüğünde yatak kenarında kırmızı kutuya gözü ilişecek. Tedirgin yaklaşırken kalbi hızlanacak. Bu duygu değişimleri hoşuna gidecek. Bu gizemli hava onun için oyuna dönüşecek. Dayanamayıp fırsat olan, açık kapıyı değerlendirecek. Kutuyu açacak. Annesi bütün bu aşamaların gerçekleşeceğini bildiği için ufaklığa Oyun Tadında 'GERÇEKLER' hazırlamıştı. En iyi yolun bu olduğunu düşünmüş uygulamaya koymuştu.

     
   Kahve renginin en güzel tonu olan gözlerini  iki yana hızlıca çeviriyor, babasından aldığı koca dudakları yarı aralık olmuş ona şapşal görüntüsünde yardım ediyordu. Sarı saçları,  her kafasını çevirdiğinde; üfleyince tüyleri uçuşan beyaz kafalı çiçek gibi dağılıyordu. Bembeyaz teni gün geçtikçe parlıyordu. Babası arkadaşlarına şöyle diyordu; annesi doğururken yıldız tozunu fazla kaçırmış olmalı! Kutuyu aralayınca gözleri kendisini bekleyen kitaba ilişti. Defteri andırıyordu, krem ağırlıklı isimsiz boyutu diğer kitaplara kıyasla biraz daha küçüktü. Heyecanla nefesini tutup, kitabı kavradığı gibi koşarak ikinci kata yöneldi. 'Arka balkon' dedi sırıtarak, yaydı yanaklarını. 'Arka balkon Sandık Arkası' dedi kendini tekrar onaylarcasına.  Koştu, çalışma odasına girdi. Araladı balkon kapısını çıplak ayaklarıyla, sandığın arkasına koştu. Soğuk zemine küçük poposunu yerleştirdi. Oyunu gayet zevkli ilerliyordu. Annesi bahçede toprakla oyalanırken, o işini bitirip kitabı geri yerine koyacak, görevini tamamlayıp kahraman gibi gülümseyecekti etrafa. Annesi biliyordu. Kendisi bilmiyordu bu oyunun, oyun olmadığını. Açtı kapağı okumaya başladı ufaklık.. Minicik elleri kavradı sayfaları..
 
   "Evvel zaman içinde, güzeller güzeli kızıma hikaye yazacağım. Güneşin rengini çalmış saçlarını anlatırken, toprağın en güzel tonuna sahip gözlerinden bahsedeceğim, çilekten tatlı dudaklarını söylemeyi unutmayacağım. Teni için yıldızların çok emeği olduğunu araya sıkıştıracağım. Güzeller güzelimi anlatmak için bütün doğayı sergilemeye ihtiyaç duymayacağım, aynayı kızıma tutacağım. Bu oyun en güzel oyun! 'Yolumuz kısa,yaşayacaklarımız uzun' der baban. Gizem burada. kalp atışların kelimelerde olsun...
  Yelkovan akrebi kovalar, günler ay olur..Sonsuz zamanda, sonlu yaşamlar yaşarız. Zihnimiz kadar özgür olur, bedenimiz kadar kısıtlanırız. Yaşamın anlamını diğer insanlardan soyutlar farkımızı yaratırız. Her karşıt düşünce; bir farklılık demek. Düşünsene çeşitliliği güzeller güzelim! Bu kadar çok farklılığın içinde aynı olan şey; herkesin farklı olması. Döngü diyoruz bu karışık görünen denkleme. Şimdi sıra aynı olanda. Sevgi. Sevgi demek; SEN demek.  Arkadaşların,teyzen,çevrendekiler demek. Meydana gelişimiz..Duyguların ve bedeninin 'tamamlanması' ile oluşan kudretli eylem; yaratmak! O kadar aşırı sevmişim ki, öyle aşk yaratmışım ki, ellerin, ayakların, her parçan, gözeneğin huzurla taşmış. Sen; sevginin minik tohumu,fidanı,çiçeği,ağacı.. Büyüdükçe güzelleşen parçam vakti zamanı geldiğinde tamamlanacak sende yaratacaksın..Yollar kısa yaşayacakların uzun olacak. Döngüye adımı attığında gülümseyeceksin. Çünkü sen gülüşlerle yaratıldın. Karnımın içinde çoğalan kelebekler vardı. Her biri babana aitti. O kadar çoğaldılar ki, çok gıdıkladılar. Sığamayıp kavanozları kırdılar. Beni gökyüzüne kadar havalandırdılar. Güldüm.. güldümm o kadar çok güldüm ki. Karnımın içinde uçmayı bıraktıklarında geri yer yüzüne düştüm..Sonra bir baktım ki kelebekler kendini tamamlamış, seni meydana getirmiş. Desenlerinde doğayı barındıran kanatları güzelliğini, Aşk'ım  ise zihnini oluşturmuş. İlk önce tohum, şimdilerde ise fidan sonrasında çiçeklerinle kudretli bir ağaç olacak köklerini salacaksın. Yaşamının her an'ında sevgiyle bakacak, güzellikler göreceksin neden mi? çünkü sen devasal bir AŞK'ın kanıtısın. Sen sevginin sunduğu en güzel esersin! Benim en değerli parçamın parçası ve bizi tamamlayansın. Annen, baban, arkadaşların gördüğün herkes tıpkı senin gibi; anne ve babasının tamamlayanı.. Öncelikle ne kadar yüce olduğunu kavrayacaksın ve sonra etrafındaki her bir insanında seninle aynı olduğunu öğreneceksin.. İlerleyen her bir sayfada geçmişi göreceksin, şu'an ve geleceği. Ömrünün sonuna kadar sana eşlik edecek kelimeler, cümleler çıkardım. Sana yardımcı olsunlar diye..Ama öncelikle oturduğun soğuk zeminden kalk, kitabın için kendine 'gizli' bir yer bul, onu şimdilik oraya bırak  ve babanın yanına git. Ona öyle bir öpücük ver ki evren yankılansın! ki oyunumuzun başladığının işaretini alayım..


                                      ***
    Kalbi ağzında koşarak kitaba 'gizli' yer bulmalıyım derken çalışma odasında asılı olan annesinin yaptığı tabloya çarpar dikkati. Hemen kitabı şasenin arkasına yerleştirir ve babasını arar evin içinde. Anne ile beraber mutfakta görünce atlar kucağına. Babasının yanaklarını minicik parmaklarıyla avuçlar dünyanın en büyük öpücüğünü dudaklarında toparlar ve öper! Anne yaydığı gülümsemesiyle göz kırpar kızına. Mesaj yerine ulaşır. Baba ise şımarmış yanaklarıyla başlar miniği avuçlamaya  " tatlı sütüm beniim! "

tırtıl

ne duruyorsun sen orada. hey! sen. duyuyorsun anladım çünkü kanatlarını kıpırdattın. yakaladım.
bende kelebek olabilsem,

acaba nerelerden, neler yaşadın, gördün geldin. oldukça yorgun görünüyorsun. ama güzelliğinden ödün vermiyorsun. kendinden bahsetmedin fakat ben anlıyorum. tanışmamıza gerek yok. herşey net değil mi.. gidemediğine göre..bekliyorsun. evet bende bekliyorum kendimi. acaba ne zaman kelebeğe dönüşürüm. mesela hemen şimdi! yanında belirsem ve penceremden atsak kendimizi. yıllarca sürecekmiş hissini versin düşüşümüz. boşlukta süzülelim... ılık rüzgar bizimle dans etsin. karanlık bizi saklasın. yıldızlar kıskansın.. başka kimse görmesin.. sonra sessizce kanatlarımızı açalım, yükselelim.. yükseldikçe biz hafifleyelim..nereye istersen oraya gidelimm. seni asla bırakmam.belki güneş doğarken bitecek ömrümüz. olsun.belki de anlayacağız doğan güneşle ömürlük yalanları. 
sen sanki gitmeyeceksin, ben senle gelene kadar. bekleyeceğim bende..ama endişelenme, yaklaşıyorum. ağır adımların, hafif sonucu gibi. öyle serin ki, tertemiz. kapıyı açmışsın, ilk adımını atar gibi. içinde tuttuğun nefesi ağzından rüzgarı sızdırır gibi. beklemeyi bıraktıktan sonra ışığın ucundan görünecek ilk adım gibi. merhaba demeden konuya girercesine. geliyorum, kendime doğru. gidiyoruz kelebek! aslında,kelimeler sana dokundukça gidiyoruz! oysa ki sen biran umutsuzluğa düştün değil mi? ama tırtıllar tam öleceğini düşündüğü an, can çekişirken, sırtından kanatları çıkar ve kelebeğe dönüşürmüş. tam öldüğünü düşündüğü an kendini gerçekleştirirmiş. yaklaşıyorum kendime doğru. sana doğru.






#

BENİ OKU.



                                              Şu şarkıyı aç önce  - aç



  

  #Bırak şimdi her-şeyi, vazgeç değerlerinden ve kurtul köklenmiş tabularından.. Oturmuşsun bilgisayar başına mal mal dolanıyorsun oradan buraya.. Yarın okul var, iş var, borçlar var, istekler var seni bekleyen sonsuz bozulamayacağına inandığın kısır döngü var.
Herkes farklı olduğunu düşünür bu ortak monotonlukta.. Hayallerde zengin olmak, konumunda yükselmek, mutlu yuva kurmak vb gibi şeyler vardır fakat bunların içinde mutlaka bırakıp gitmek, bambaşka hayatları yaşama isteği de vardır. Durun da düşünün, hayalleriniz bile monotonlaşmış hep aynı istekler.. Nerede fark?

 İşten çıktınız kafanızda adeta filler tepiniyor, arabanıza doğru yöneliyorsunuz eve gideceksiniz yahut otobüse bineceksiniz. Hanginiz kalabalığın içinde yürürken adımlarını durdurarak HAYATA DUR dedi? yada hanginiz bir anda koşma isteğiyle amaçsızca koştu?  

Bırakalım şimdi, geleneksel gerçekleri! Borçları, sıkıntıları, aşk acılarını, maddi istekleri, egoları.. bu dünyaya ait her ne varsa bırakın bir kenara da İnsan olduğunuzu hatırlayın..
       Yürüdüğünüz yollar, gördüğünüz evler, oturduğunuz koltuk, yanınızdaki insanlar, şuan ekrana baktığınız bilgisayar, üstünüzde ki marka kıyafetler bunların hepsi SİZsiniz. Siz bu kadarsınız! Ama şu var ; bulunduğunuz şehir, sonra ülkeniz, sonra ülkeler, sonra gökyüzü var, sonra sonsuz samanyolu var, sonra gezegenler var, sonra daha insanoğlunun bilmediği birçok canlı ve boyutlar var. Sonra SONSUZLUK ve TANRI VAR. Siz' demiştim ya -bunların arasında kum tanesinden küçük kalıyorsunuz değil mi ? 


       Farklı düşünmek değilde farklı olmak dediğimiz olay hep beklentilere dayanır NEDEN?  Farkı ortaya koymak bence şuan şu hatırlatmayı okuduktan sonra Hayata yani boktan Düşüncelerinize dur dedikten sonra isteğini, gerçek BEN'i ortaya çıkarıp, o boktan masanızdan kalkıp  kendinizi gerçekleştirmek için düşünceler üretmektir  FARKI YARATMAK... *

oysaki sarılacaktı

derinlerden yüzeye çıkmaya çalışan, kaynayan duygular. korkak inanç, parmak uçlarımdan saç köklerime kadar yayılmaya başlıyor her düşte.büyüyen bir ışık var ruhumda. kişilerin olumsuz çağrılarına rağmen saflığını ısrarla koruyan bir parıltı. nefesimi boğazımda tutan cinsten. heyecan. hayali gülüşler. canlanacak an-lar. inanç yayılıyor her bir hücreme. ve ses artıyor.koşuyorum. ben koştukça kaçıyor!yokoluyor,delirtiyor.bıktırıyor.tüketiyor.
sonrası mı.
yalnızlık dolu bir boşluk, tutunacak yeri yok senli-benli düşlerden başka. alıyorum karşıma dalıyorum derinine. gülümsüyorsun. seni anlatıyorum sana işte. bendeki seni, anlıyorsun. karşılık bile veriyorsun. inanmazsan bana sor!
sonra..sonrasını sorma. nasıl savrulduğumu, un ufak, olduğumu nasıl ve nasıl küstüğümü. sen misin hiç gelmeyen. işte böye, bir elimde boş makara sar sar dolmaz, bir elimde umut ipliği sarmasam olmaz. diyorum ki; yazılacak kitaplar var, yapılacak resimler, çekilecek fotoğraflar, dinlenecek şarkılar, koşulacak yollar, bozulacak planlar, sürünülecek bir yaşam var. yapılacak çok işimiz var. işte bir sen yok.


gecen gördüm yine. anlatayım mı. belki sende görmüşsündür.
yürüyorum bilinçsizce. seslere insanlara karışıyorum. yaklaşıyorum.hızlı adımlar. kalabalık çember var. neresi bilmiyorum ama yeşil bolca.yürüyorum. ilerliyorum ve kalabalığa yaklaştıkça yavaşlıyorum. görüyorum ki çemberin ortasında, ayaktasın konuşuyorsun, gülüyorsun.  nefesim canımda. omuzların arkasından bakıyorum. iki damla aşağıya doğru yol alırken, gözlerim gülüyor. yanaklarım ağlıyor. diyorum ki evet Sonunda! karşımda. gerçek! buldum.. nefesimi rahatlıkla sızdırıyorum. gülüyorum. evet diyorum işte bu kadar. tam karşında.
sonra bir adım geri atıyorum.
bir adım daha.bir adım daha. 'hayır diyorum ayaklarıma. hayır geri değil. yalvarırım dur! çok yaklaştım dur! nolursun dur! geri değil! ileri.. sadece bir kez sarılacağım.çok bekledim dur! sadece. sadece. sarılacağım sonra git DUR ARTIK! geri değil diyorum sanaa lütfen DUR yaklaşmıştım BEN.
kalabalık çember açılıyor. omuzlar çekiliyor. bakıyor herkes. gözlerini kısıyorsun. görüyorsun .
ben geri gittikce sen bir adım atıyorsun.
bir adım daha.
arkamı dönüyorum ve koşmaya başlıyorum. nefesimi boğmak istiyorum. koşmak istemiyorum! gitmek istemiyorum! hızlanıyorum. arkama bakamıyorum. ağlıyorum.boğulmuş duyguların gözyaşları. ölü gözyaşları..ara sokaklara giriyorum.
insanlar vızıldıyor.
insanlar konuşuyor.
insanlar delirtiyor.
insanlar senkroni halinde 'sarılacaktı' diyor.


ama işte ben;




  Zaman ile uyuşamayan insanlardanım. ama zamanla uyuşan bir zihnim var. Diğerleri tarafından köreltilmiş isteklerim var. Gideri tıkanmış, dolup taşan düşlerim var. Öz ne kadar farklı olduğunu düşünse de netice bellidir aslında. Zamanla kaybolacaklardan farklı değilizdir. Bunu hep unutuyoruz. Ama işte ben;
insanoğlunun en sevdiği kelime -ama işte ben- ; evet ben, daima başka bir zaman ait olduğumu düşünmüşümdür; daha eskiye, daha ilkel dönemlere, daha az medeni olunan zamanlara. Daha az 'ben' den bahsedildiği bir geçmişe mesela.
Farkındalık seviyesinin zirvesine ulaştığında insan, çürümüş olur. Buruş buruş olur. Bulut saçlı, toz ruhlu, ölmesine ramak kalmış olur. Ama 'ben' zaten ; daima yaşlı hissederim kendimi, yeterince tecrübe edinmiş gibiyimdir. Artık köşelere oturup, pür dikkat memnuniyetsiz bir görünümle, aslında içinde büyük bir zevkle izlemenin vakti gelmiştir derim.
Çekilmem gerek sanki.
Sonra mesela gülümsediğimde insanlarda bir ekvator havası ancak dudaklarım hareketsiz, yanaklarım kıpırdamadığında, kutupları kıskandırırcasına soğukluk belirir anında insanlarda. Sanki hayatın anlamı dudak ve yanak arasında, buralarda bir yerde saklı olmalı. Galiba gülmek; bulaşıcı bir şey. Bunla bir ilgisi olabilir. Düşünmek lazım.
Issız bir adada tek başına yaşayan insan benden daha kalabalıktır. Ben ve benim gibi olan diğer bütün herkes, insanların arasında dolaşan dünyalarızdır. Beynimizin içinde kendi medeniyetlerimiz, kendi halklarımız ve kendi zaman dilimimiz vardır. Belkide evet bu yüzden hiç birimizin birbirine inancı yok. Zinciri takip et. Yine bu yüzden; vücudumuz bir tiyatro sahnelemeye yetecek kadar çok kişiliğe ev sahipliği yapar. Zamanı katlanılabilir kılan da budur zaten; tek kulvarda koşmak ölümdür.
Ölüm dedim evet. Zincirin kopmasına neden olan ö-l-ü-m.
Evet ölüm gerçekleşme yüzdesi yüksek, biyolojik bir olaydır; fakat beni ilgilendiren edebi yönüdür, yorumlanmasıdır, anlatımı ve neyi çağrıştırdığıdır.

Kaçınılmaz olan sondan, yeni başlangıçlar yaratmaktır.
Dünya içinde yarattığımız dünyalarda yaşıyoruz.
Atmosferi hayal gücü olan koca bir karanlık.

ama işte ben; fark ettikten sonra anladım ki
pek -ben değilim artık.









Bumerang - Yazarkafe

sokak günlükleri.

düşünmüyordum artık. plan yapmıyor, hissetmiyordum.barınmak için duvarlara gerek yok diyordum. mutfağa, banyoya, kapıya..  çimler vardı evsizlerin yatağı. gitarlar vardı. güzel çalan dostlar vardı. sesleri vardı. güzeldi hepsi. yüzler vardı aralarda tanınmayan. eşlik eden tanınmayan sesler.gözler vardı karanlıkta izleyen. yudumlar vardı bitmeyen.gittikçe çoğalan insanlar vardı çevremizde. rüzgara direnen vücut sıcaklığım vardı. uyuyanlar vardı.
ben vardım izleyen. 


gitme isteği anlık bastırınca kalkma eylemi,
koşmayla orantılı oldu.
koştum.kaçtım.
uzaklaştım.
girdim ara sokaklara.

her bir köşe uyuyan serkeşlerle doluydu. önemli olan uyumayanlardı.  dikkat et dedi iç ses. dikkat et ruhuna, dikkat et neyin varsa ortalığa dökülmesin... korku sızıntılar halinde yayılmaya başlıyordu tabi her adımda. en fazla tehlikenin sonunda ölüm vardır dedim karşılık olarak..yürü.devam et yürü..yürü.. kimse görmeden yürü minik adımlarla..


"pislik dolu dışarısı! diye çemkiren ebeveynlerin tam olarak söylemek istediği noktadaydım. tam ortasında..sokağın en çirkin olduğu zamanda. kişilerin insan olmadığı karanlıkta.
en kötülerin kaldığı, tehlikenin saatindeydim. içinde evimi taşıdığım çantamla.

görüp geçirmemiş olanların öğretilerinden yada önceden görmüş olanların sözcüklerinden çok kendi gözlerimin tanıklığı tarafından ikna edilmeye açıktım. deniyordum yine.yinee.
farklı bir şeyler arıyordum sanki. sesler vardı eğlenceden arta kalan. ve bir artıktan farksız insanlar vardı savrulan. yaşamın dibinde hisseden insanlar...oysaki sadece şişenin dibinde kalanlar.
yanlış yerde olduğumu bakışlarıyla söyleyenler, adımlarımı kestiğimde detaylı anlatacak olanlar. aslında gündüz gerçekten insanlar..

pek çok şey hayal ederdim. mesela pırıl pırıl parlayacağımı.. iyi biri olacağımı. bir zirvenin doruğunda, gözlerden uzak, bulutlar arasında oturup dünyayı döndüren tekerleği çevireceğimi hayal ederdim. ben ne gündüz güneştim ne de gece karanlık.
 hiçbir şey.
minik adımlarım kendinden emin, sezgisel olduğu kadar plansız ilerlerken, hesapta olmayan el koluma yapıştı.

paçalarımdan sızan korku, çekmesi gerekeni, tehlikeyi çekti..
uyumayanlardan. gece içi karanlıkla dolanlardan, arka kalanlardan birini çekti paçalarımdan sızan korku.
"neeereye" dedi.
hislerim durdu.zihnim aritmetik düşünmeye başlarken; "hırsız! ne çaldın onlardan. hırsız!!" dedi bana beyni uyuşmuş olan insancık.
"çalmadım ben birşey git başımdan" derken adımlarım tekliyordu eli hala kolumda olduğu için.
"gördüm seni, koşarak kaçtın arkadaşlarının yanından, yerden bir şeyler aldın attın çantana. kaçtın hırsız!!"
bilmiyordu ki saatler önce telefonum çalınmış kendi gibi uyuşmuş beyinliler tarafından. bilmiyor ki mağdurum. bilmiyor ki yüzüme bakarken zihnini çürütebileceğimi. bilmiyor ki onu koşturacağımı.
bilmiyoruz ki kaçtığım dostlarımın beni arayacağını. deniyoruz.
"bırak kolumu, hadisene hadi koşalım dedim geliyorlar!!"
bilmiyor uyuşmuş zihni; koştuğunda bedeni  nefesi ile birlikte uyuşacak. dursaydı eğer kazanacaktı belki.
hesapta olmayanları,
uyandırdım bütün uyuyanları.
son şans ve artık ben koştum. koştum yine ruhum çıkana dek..
geride bıraktıkça hızlandım... hızlandı zihnim, bedenim, düşüncelerim, ayaklarım. koştum.koştum..nefesim ayaklarımla senkroni kurmuş, hislerim düşüncelerimle alışveriş yaparken kahkahalar içinde bukez ayaklarıma "güvenli bir yer olsun lütfen" diye komut verdim.
caddenin sonunda, köşeyi dönmek üzere olan, bıraktığım arkadaşlarımdan birini gördüm  ki

düştüm.
yavaş dedi biri.
ardından diğeri.
bedenim dedim ilerde.
sesim fısıltı kalırken kulaklarında, çevirdikleri kafalar yavaş kaldı.
yetişti ruhum bedene.

aydınlandı kaldırımlar, kirli sokaklar. bir şey olmamış gibi. gösterdi kendini güneş.
yüzler.
gülümsediğim arkadaşlarım.
nefeslerinden sızan rahatlıkla gülümsüyorlardı. boyoz dedim ne güzel. buymuş aradığım..acıkmışım..








Bumerang - Yazarkafe

tersten akan nehir


'yapma böyle!' diyerek haykırdım artık! ama kendim bile duyamadım.
    Zihnimde onu yatıştıracak kelimeleri seçememiştim. Görüntüsü dağıl-mamıştı. Yerinde olan parçaları tek tek, ağır-ağır dökülüyordu. Cümlelerim nasıl toparlar bilememiş, düğümlenmiştim. Acı çekme faslını geçmişti sanki. Farklı bir yokuşa doğru ilerliyordu. Yanmış hislerinin küllerine bakıyor, rüzgarı sızdırırcasına onları üflüyor, uçuşan duygularını izliyordu. Öyle gözlerinden anlam falanda taşmıyordu. Donuk değil, sadece nasıl anlatayım gözleri yokmuş gibi bakıyordu. Suyu çekilmemişti, sadece tersten akan nehir gibiydi işte.
   Onu sarsmak olmazdı. Sözcükler dudaklarımdan kaçarken dikkatini çekmeye çalışmak işe yaramazdı. Acaba oturup onu taklit mi etsem dedim. Belki işe yarar. Yaramazdı.. İzlemek beni boğuyordu. Görüntüsü değil, kasveti değil, yokolan -varlığı beni boğuyordu. Eğer ona zavallı dersem,  -ben vicdansız görünecek daha boğulacaktım. Demedim ama demiş kadar oldum. Yeter artık gitmeliyim yapacak ben-lik birşey yok dedim. Nefesimi toparlayıp, adımlarımı sürükleyecektim ki;
boşlukta, olmayan ayaklarımla sendelenen şaşkınlığın tokadını yedim.
Nasıl yani dedim. İleri atıldım.
Önümde görünmeyen duvar hissi gibi çarpıyor, geri atıyordu -boşluk.
Aşağıya baktım, ayaklarımın varlığını hissediyor fakat göremiyordum. Hayalet gibi!
Ellerimin refleksle yukarı havalandığını seziyor ancak şeffafmışım gibi -görünemiyordum??
Sırtımdan tutarcasına boş-luk.
İlerleyemedim.
Hızlıca kafamı çevirdim! Ona baktım. Sinirlerim çarpışırken donakaldım. Aniden düşünmeden ona doğru, üstüne doğru koşmaya başladım. Ezecektim. Çarpacak kendimize gelecektik! Koştum. Gözlerimi kapattım. Kendi yarattığım rüzgarı hissettim. Ve
açtım ki gözlerimi,
o kıpırdamamıştı bile.
Ben, içinden geçmiş bir hayalet gibi...
   
'NOLUYOR BÖYLE' diye bağırmadım, haykırdım! Dehşetle, sıcacık sel'e dönüşen gözyaşlarımı hissettim. 'HEEEEEEEYYY'!!  Korkmuş, zavallı, ödlek  yırtılmış bir ses ile yankı yapmaya çalıştım. Görünmeyen damlalarımla ıslandım. Diz çöktüm. Soğuk sert zeminin kemiğime dokunduğunu hissederken, dizlerimi görememek  bilincimin son farkındalığıydı. Duyarsızlaştım.

Çatlamış sesim son cümlelerimi doğurdu; 'nehir, nehir ! Özür dilerim. Gitmek istemiyor- istiyor ama ne oluyor -yapma böyle! Ben ölmek istemiyorum. DUYSANA beni gerriii-zekalı. Deliiirmek istemiyorum. Ben mutlu bir insanım. Gülerim, bak ben -ben gülerken insanlar güneş açar, bak ben. Anlıyor musun. Ben yaşamayı seviyorum, insanların hepsini -bir olan sevgide toplayıp onlardan beslenirim. Ben! Bak nehir..Nehir dinle -bak ben kork-muyorum yaşamak için fazlaca cesaretim var! Birikmiş fazlaca yaşanmışım var. Ben özgürüm!Yapacak çok şeyim var.Anlıyor musun. NEHİİR! yalvarırım cevap versene...

NEHİR BEN  N E D E N  YOKUM...

çünkü ben-desin
.
.







Bumerang - Yazarkafe

özetleyecek olursak


  Yazdım, okumadılar.. görmediler.. karaladılar..sustular.. çaldılar..attılar. Kendimi sorgulamak adına düşündürdüler. Küsmedim ama artık oynamadım.
 

  Ne zaman ki şu beyaz sayfalardan uzaklaştım; nefes alış-verişim değişti, kelimeler uzaklaştı, harfler bir bir terk etti. Yazmayı unutunca, konuşan iç sesler de sustu. Sonra ne mi oldu, sonrası dilsizlik, ebedi sessizlik. Dilin peçesinin ardından içini göstermeye çalışmak, sahtelikti. Dilsizlik insanın en doğal haliydi. Dilsizlik aslında insanın kendi teni gibi çıplaktı; kelimelerle giyinmek sahteydi. İnsan kelimeler olmadan kendine yetebilmeliydi. Aslına bakılacak olursa, kelimeler değil, kelimelerin hayaletleriydi korkutan. Kişilerdi. Gözlerimi kapatınca seslere, umarsız düşüncelere öyle yumar gibi değil, dünyaya kilitler gibi kapadım. İçim boş, uçurumlar kadar boş dinledim kendi hayaletimi fakat yazamadım. Düşünemedim.Ben ne zaman yazamadım; işte o zaman ben-likten çıktım.
 
  Ne zaman ki beni küçülttüler; aslında yazmak için bahanemi verdiler fakat ben yazamadım. Daha kendimi taşıyamazsan hırs yüklediler tonla. Kaldıramadım. Çünkü sanatçı; sanatçı ise hırs ile değil ilham doldurmalıydı ceplerine, anlatamadım. Anlamak istemediler çünkü kendi hiç-likleri yeterince ağırdı. Maskeleri bedenlerine yapışmış kişilerin, ruhlarından dökülen cümleleri dilsiz ederken küçülttüler beni, yazamadım. 
işte o zaman, ben-likten çıktım. 

"Dünya özgürce sunacaktır kendini sana... Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine" dedi kafka. Bekledim ben ve hayaletlerim. Geçtikçe zaman, ilerledikçe hiç-lik, dünya; ben oldum, kendimi bana sundum. Ortaya çıkan; sevgiydi.
Sevgi ve gerçeklik bütündü. Gerçeklik; bir şeylerin farkında olduğunda ve bunu öğretici bir yaşama sürdüğünde varolurdu. Biliyordum. Fakat yazamıyordum!
İnsanların ördükleri kişiliklerine ters düştüğünde; egolarına hitap etmez isen yazmanı, çizmeni, dinlemeni, görmeni, anlamanı istemezler. Kafes olur özgür zihnini kitleyerek egolarını beslerler. Farkındaydım. Açığa çıkarmalı! diyerek kitlenmiş dili çözmek için 'yazamamayı' anlattım. Yazamıyorum! derken birbirini takip eden cümleler ile kabardım.

Eğer bir işi yapıyorsan tam yapmalısın!
bir -yazamamak- kelimesine kırk-iki cümle sığdırdım.
Sanırım birazda olsa rahatladım.

döngü

yelkovan akrebi kovaladı. günler ay oldu..sonsuz zamanda, sınırlar içerisinde bedenimiz vardı a noktasından b noktasına gidebilen, zihnimiz vardı ucsuz bucaksız.. 

beden eskiyordu gittikçe , zihin ise yenileniyordu her solukta. bazısı anlamaya çalışmadı bunu ve bütün  kurguyu. bazısı vardı bütün 'bazı'arı biliyordu fakat netice kök salmıştı zamana, değiştirmiyordu yaşamı..  

herkes farklıydı. aynı olan ise herkesin farklı olmasıydı.

sonra kavramları vardı  insanoğlunun, tek  oyuncağı. oyalanıyordu.. bütün-birliği sağlıyordu büyük bir çelişki içerisinde.. bunu takip eden çaresizlik vardı, aşinalığa sarılmış. mutluluk vardı sevgiye bürünmüş. 
başlangıçlar vardı, son'lar vardı.. birde bunlara nispet, sükse yapmış bir kelime daha vardı. Sonsuz..

insanoğlu sığmadı bir türlü.. dünyayı evren sandı. iyi ile kötüyü ayırdı. yanlış ile doğruyu doğurdu. mutluluk ve mutsuzluk çıkagelince şaşırdı. niye şaşırdı ki?  sonra zor dedi, kolayı icat etti. bir baktı ki bütün bu halkalar, oluşturmuş bir zincir... isyan etti haliyle. ve sonra utanmadan özgürlük istedi.. ah, biz. vah biz. ve sonra yelkovan akrebi kovaladı. günler ay oldu... şimdi devam et yukarıdan..







günlük

Ada bugün benim ama benden daha güzel..

Sahibi yok. Ben varım, kocaman bir ben.

Sanırım nehir'i bulduğum en güzel yer . Mutluyum işte var mı bunu anlatabilecek süslü kelime..

Beni iyi yapan şey; ben. Kişiler değil, olaylar değil. BEN. Bundan daha iyisi olamazdı sanırım. Kendimden keyif alıyor gibiyim. İnsanlar, onlarda fena sayılmaz.. Ama nehirle daha iyi anlaşıyorum.

Düşüncede düşüncesizlik mevcut.
Hafiflik.
Geçmiş-gelecek yok. An'da yok aslında ben yokum gibi bir hafiflik.


Martılar hislerime dokunurken ben yine hafızamı kaybettim.
Kimdim ben?






22 KURALLARI!



Yapacağın ilk şey; hayatında odak olan, en anlamlı, vazgeçilmez her ne varsa hayallerin dahil hepsini bırakıp gidebilecek seviyeye indirgeyip ruhunu hafifleterek gülümsemek olsun.


-Cesaret aldığın şey sahip olamadığın herşey olsun.-


Ve her şey giderken arkaya dönüp son kez bakmayacak kadar değersiz olsun.

Gördüklerin hep yeni, duymadıkların ise eskiler olsun.

En büyük korkun yeniden doğmak en büyük hayalin ise
-yaşayarak- ölmek olsun.

Nedenin ise her zaman sonucun olsun.
Yaptığın sürekli kendinle savaşıp devrimin en büyüğünü
gerçekleştirip koşmak olsun.
Düşündüğün tek şey özgürlük!, düşünmediğin ise insanlar ve onların kuralları-sınırları olsun..



*

uyan!


Uyanırsın. 
Sabah olmuştur. 
Senin düşüncelerin uyanmamıştır. 
Onlar gecede kalmışlardır hatta bazen çok eski gecelerde.
Uyanırsın.
Sabah olmuştur. 
Düşüncelerin hiç uyumamıştır bu kez.
Onlar gelecektedir.Planlarında, hayallerinde, başka ülkelerde uyanacağını düşler. Uyumaz.
Uyanırsın.
 Sabah olmuştur.
 Düşüncelerin der ki; bu hava sıcak sanki. Kuşlar neden çıldırmış? (kuş mu?)
Şehrin nesi var acaba çok parlak. Rüzgar ılık, artık kısa-kollu canııım, çıkar yazlık. Tabi.
Her şey net.
Oradan biri fısıldar. " Bahar gelmiş." Cevap verirsin. "İLK"-baharım mı lan bu benim.
Heyecan. Kelebekler karnının içinde. Kahkahalar atarsın.
Mahler artık bahar için çalar.
Sen bu kez uyanmışsındır.
"Günaydın"




#

DÜŞ VE GERÇEK

   Gözlerimi açtığım andan itibaren hissediyorum günde ki farkı.. işte bu benim için büyük bir heyecan,  gitmem gereken yer için arkamdan bana güç veren bir şevk! bekleyiş için hemen yola koyulmam lazım derken hızlıca çıkıyorum evden. Gömleğim yok pantolonumda hiç dikilmeyecek olan sökükler ve her sabah aynı otobüse bindiğimde çaprazımda sökükler-ime kitlenircesine bakacak olan kadın -aynı aslında herşey. Somut olan şeylerin önemi yok . Hisleri bekliyorum!


   Evet, aynı kişiler.Adamım biniyor.. İçinde ki hiç bitmeyecek olan karamsarlık yine taviz vermiyor her sabah olduğu gibi .  O kadar nefret dolu ki dışı da kararmış, kırışıklıkları sanıyorum hayatında nadir güldüğü anlarda çıkarak anı diye yerleşmiş dudak kenarlarına ve alnına ama bu bebek katiline benzeyen donuk,soğuk, hissiz bakışlarından  hiçbir şeyi değiştirmemiş. O, her sabah bu otobüse bindiğinde bende her seferinde aynı cümleleri tekrarlıyorum içimden . Düşünsenize bu kadar somutlaşmış artık monotonluk!

   Ve kadın zavallı memur kadın... Bu kadına en uygun koca olarak kendisinden hemen önce binen bebek katilini  uygun görüyorum. Kompleksleri artık çığlıklar atıyor çünkü her sabah dozu biraz daha yükseltiyor yaptığı makyajın. Muhtemelen kendinden genç yeni atanmış olan memurlar onu bu duruma sürüklüyordur. Daha çok makyaj, daha çok takı , daha çok renkli kıyafetler, karışmış parfüm kokuları ve kıvırcık bir türlü kontrol edemediği o yeni boyadığı siyah teninin üzerine sarı saçları.. Onun için büyük bir problem bu. Her sabah ve bunun yüzüne yansımasıyla üstüne birde benim pantolon söküklerim onun için bir takıntıya dönüşmüş durumda.. Eğer o adamla bu kadın evli olsaymış ve bunlarında bir çocukları olacak olsaydı bunlara en uygun çocuk bir durak sonra binecek olan onlardan farksız suratsız kız olurdu.. Her neyse demek istediğim herşey aynı.

 Ancak içimde tuhaf bir sevinç var her ne olursa olsun aynı kişilere tebessümle bakıyorum, karşılığını  alamasamda. Bu heyecana hemen anlamlar yüklüyorum. Bugün ayın yirmi ikisi ve işte benim sayım! Kafamı sola çevirdiğimde hızlıca geçen arabaların plakalarında ki yirmi iki dikkatimi çekiyor ve diyorum ki -yirmi iki yine peşinde nehir anlaşılan sana haber getirmiş takipte kal!

Derken zihnim benden bağımsız konuşmaya başlıyor;
Kaç nehir,
düşüncesizliğe kaç!

Dipsiz koca boşluğa..
Sakın arkana bakma,
sesleri duyma,
yalanlara dokunma,
kaç!

Ve beni bekleyen durağa varmadan iniyorum. Takip ediyorum bilinçsizce. Diyor ki ; Kendinde ki gerçeklere koş!
Koşmaya başlıyorum.
Ve diyor ki ; Hesaplamadan, hızını kesmeden, rüzgarın dahi tokatlarını hissetmeden, kalbinin atışlarında ki istekle KOŞ!
Hızlanıyorum..... zihnimde ki sesle beraber -dinliyorum.
Hayat sana yetişemesin sen kendine yetişmeden..

Ne zaman ki rüzgar seni okşar ve doğa seni selamlar işte o zaman yavaşla! Gördün ki insanlar yok, işte o an dur ve beyninde çalan şarkıyı sustur sadece aldığın nefesi dinle çünkü senin hayatta ki ilk solukların olacak. Anlayacaksın ki sen işte tam o anda doğumunu gerçekleştirdin ve artık aldığın her nefes doğumunda ki ilk nefes kadar değerli olacak. Diyeceksin ki gülerek " Neredeyim ben?" ardından içinden bir ses cevap verecek "Her yerdesin.." ..


Düşte ki gerçeklik mi yaşamama sebep olan yoksa yaşadığım gerçeklikte ki güzellik mi var sandığım. Karar veremiyorum.






*

Bumerang - Yazarkafe

yine öldü.

Gözleri kurulamak için gidecek yer yoktu.. Durmak istemiyor, adımları kavga ediyordu. Bulutlar kaçıyor, yıldızlar gizleniyordu. Rüzgar korkuyordu. Yerdeki karınca en önce kaçıyordu. Ayakları duramıyordu. Çünkü durduğu an, düşünce onu kendine davet edecekti.. İşte bu yüzden 'hayır' diyordu her nefeste. 'hayır! ben daha akıllıyım. Hayır! Eğer düşüncenin oyununda kaybolursam; sonsuza dek durursam, sonsuza kadar geç kalacağız.. Tükeniyordu ama adımları son soluğa kadar durmayı planlamıyordu. Böylece kazanacaktı...
Ama o, daha kurnazdı. Düşünce.. Adımlarını kesecek tek hamleyi yaptı.
Nefesine yapıştı. Soluğunu kesti.
Durdu.
Kendine söyleyebildiği,
Son kelimeydi - geç kaldın-
Korku renklere büründü. Kör eden renklere.. Koku ise fısıltılar halinde kulağına dokunmaya başladı. Sağır eden fısıltılar.. Ağzında demir tadı tüküremiyor, asfalt bedenini sarmalıyordu.. Kemiklerini inletiyordu.

Son kez insanlara vadedilmiş,
Bütün duyguları hissetti. ve artık, algıları yandı.....
Ruh üfledi,
Bütün bedenlerde yaşanmış deneyimleri,
Dünyaya ait ne varsa, bütün yaşanmışlığı fısıldadı.
Kafes kırıldı, ruh kilidini açtı
.

Başucunda ki kelebek kayboldu onunla beraber..


*

kesit

    Etrafıma baktım, kimse yok. İnsanlar yok. Sanki ilk kez haberim oluyormuş gibi tek kaşımı kaldırdım. Evde yalnızım sanırım dedim. Oradaki 'sanırım' birinden teyit almamı gerektiriyormuş hissini verdi ve döndüm kendime, evet yalnızsın! dedim. Onayladım.  Bedbaht olan ruh halime gaz verircesine onayladım kendimi. Yapmayı sevdiğin şeylere sığınmak en pratiğidir; yazmalı, çizmeli, okumalı, sevmeli üretmeli dedim.. Yalnızlığın verdiği ilham sen çok yaşa ! Neşeli olduğumu zannediyordum. İlk kez yalnız kalmıyorum evet ama bunun çeşidi farklıydı. Keyfi bir yalnızlık dedim, gitmemeyi seçtin. Keyfini çıkarmalı. Acelem varmış gibi koştum kağıt-kaleme. Güzel bir playlist hemen arka fonda. Kavradığım kalem tekledi, öksürür gibi. Sanki o da bir canlıymış da beni kavrayamamış gibiydi. Anlamsızca dudak büktüm, istemiyor dedim. Saygı duydum. Kitap falan derken göz ucundan charles dickens'la bakıştık. Yüz hatları bu kadar keskin olan bir adamın, bu denli çocuk rolü altındaki anlatımları hayret edilecek şey dedim. Bu kez ben istemeyen taraf oldum ve yarım kalmış kitabı kaldığı yerde bir başına bıraktım. Saygı duysun dedim başımla onaylayarak. Başka ne kaldı diye düşündüm, yazı-resim-kitap ha  birde yabancı dizi-film? klasiktir ya hani bunlar, başka ne yapar insan Maşallah kültür fışkırıyor ya gençlikten..
 
   Hiçbir- şey yapmadan ama hiç-bir-şey, mutafa gittim ve bir sigara yaktım. Dakikalar geçti, saatler geride kaldı ve ben mutfakta bitmeyen sigara ile hayatın anlamını düşünür bir mimikle, aslında hiçbir şeyi düşünmedim. Sadece ocağın üzerinde duran tencereye baktım. Boş-boş değil gayet dolu baktım. Tencerenin metali üzerinden ince uzun yansımama, mutfağın panoramik görüntüsüne baktım. İzledim uzun uzun film izler gibi.. Belkide tencerenin yansımasından hiç-bir-şeyi görmeye çalışıyordum. Kitap okur gibi, metal üzerindeki çizikleri karartıları takip ediyor, küreye bakar gibi tencereye bakarak canı-ımın suratıyla karşılaşmak istiyordum belkide. Bilmiyorum. Sakinleştici bir etkisi olduğunu onayladım birkaç saat sonra..

Bir düşüncesizlik üzerinden binlerce fikirle döküldüm mutfağın dört köşesine! Nar misali; çatlayan ruhum oldu, taneler ise dökülen fikirler oldu, kan kırmızısı düşünceler ezildikçe suyu çıktı...
Ve sonra yer değiştirdik.
Tencere insan oldu ben ise metalden yapılmış bir kap oldum..

kusmuk.

kusmuklu bir yazı bu. kelimeleri karışmış, tadı hisleri bulanmış. rengi siyah, kokusu keskin. bilememeyi kusuyoruz. söylesenize tedirgin olmayan bir yaşama ne denir ki? kuşkusuz, rahat. insanın rahatsız bir yanı olmalı, pis bir yanı..

ve başlar ben-lik savaşı... susar rüzgar, kaçar güneş. kaybolur insanlar. gece, hemen üzerinde ürkek ışıltılarıyla izler..
-öncelikle bulmam gerek.
adımlar düşmanı ararken, gözler kendi içime çevrilmiş bekler. .dinle..iyice dinle.. nerede düşman? kıstırılmış bir hamam böceği gibiyim delirirken. dinle.. ama ortalıkta görünmüyor düşman.
daha iyi görebilmek için bir nefes daha. kanına karıştıkça sözcükler, pis sözcükler..uyuşur düşüncelerin. uyuştukça düşüncelerin, zarar görür ben-liğin..
-evet.
-evet buldum.
-içeride.
hadi ne bekliyorsun. korkuyorsan tamam hadi bir nefes daha.
KUSSANA ARTIK.
çıkar,
çıkar içeridekini.
acıdıkça boğazım, kinlerim.. sinirlenirim.
evet şimdi,
düşmanına merhaba de.
kendine..
savunmaya geçerse yalanlar, ve en büyük kalkansa yalan, gerçeklerim elimdeki tek silahım. öldürürken yalanlarımı, dayanılmaz inançlarımı, kalırım gerçeklerimle tek başıma.
sonuç;
-gerçekler- katlanamaz bir başına, kördür doğrulara karşı .. sonunda o da öldürür kendini.
e ne kaldı benden geriye

rüyalanmış düşler.

kustukca ben, bir nefes daha..
kazanırken, kaybederim
evet belki ölüyordum sadece yada tekrar, tekrar, tekrar ölüyorum..kimsenin umurunda değildir,benim bile umurumda değildir.

geriye kalan rüyalanmış düşler, hadi söyle, hadi bir şeyler söyle.  "Yanındayım mesela”


*

uysal,beyaz düşünceler

      Zamanla, bilinçsizce sönecek belki parıldayan sevgim. unutacağım. Hatırlanmayan önemsiz bir geçmişe dönecek belki varlığın. Geride kaldığında ne acı hissettireceksin nede şu anki hislerimi. Kalacak olan tek şey, tebessüme neden olacak bir boşluk. Bilir bunu herkes, yaşanan en genel durumdur. Yani diyorum ki; zamanla birlikte yokoluyorsa yaşanılan -an ; geleceğe yönelik zihinde duygu rezerve etmek çok anlamsız. Saçma ve yapay. Ki unutmamak gerekir; sevgiyi oluşturan benim.Düşleyen yine benim zihnim. Bütün kumanda bende ise neden içeri acı serpiştireyim yada umutsuzluk ve yandaşlarıyla donatayım..
     Ben seni sevmeyi seviyorum. Seni seviyorum. Kar tanelerinin senkroni dansını izlerken, seni yanımda hayal edip mimiklerini kurgulamayı seviyorum. Gözlerini görmeye çalışmayı seviyorum. Kaşlarınla yanaklarının bilinçsizce oluşturacağı mimikleri düşlemeyi seviyorum. Zihnimde ses tonunu aramayı seviyorum. Gülüşlerimizin dokunduğu kelimeleri seçmeyi seviyorum.. Nedense, beni sevdiğin kareler oluşturamıyorum. İhtiyaç duymuyorum.Çünkü benim-bizim dünyaya gelişimiz zaten anne ve babamızın sevgisinin sonucu ise sevgiden yaratılmış olan varlığım, sadece fazlasını paylaşmaya ihtiyaç duyuyor belki de. Yoksunluk çekmediğim için, hislerim taşıyor olabilir. Hepsi bu.
    Senden sevgi istemiyorum.Heyecanda istemiyorum. Yalanda istemiyorum. Egonu da istemiyorum. Senden geçmişini, arzularını,hayallerini, yapay düzenini, yada bilmediğimi düşündüğün hiçbir şeyi istemiyorum. Bu dünyaya ait olan üstünde taşıdıklarınıda istemiyorum.
    Senden; bendeki -seni rahat bırakmanı istiyorum.




.

Farklı olarak....







Öncelikle şu şarkıyı açın ve sonra okumaya başlayın çünkü ben bu anlattıklarımı yaparken bu şarkı kulağımda sürekli tekrarlandı.      
Kısır döngü bozularak uzun aradan sonra aile ile beraber kahvaltı yaptık derken

Her-neyse..
 

 Madem bugün "tatil" bilgisayara oturayım zaman öldüreyim diyordum ki pencereden dışarı bir baktım, her taraf yemyeşil, sazlıklarda sığır-öküzler otluyor, kuşlar desen şarkı söylüyor zamanı öldürmeden fotoğraf makinem ve mp3le koşarak evden çıkarken defterimi de almayı unutmadım.. Penceren baktığım yerlere gitmeye karar verdim..








Aşağı iner inmez bu amca ile karşılaştım fakat konuşamadık . Aslında o konuştu, anlattı-bahsetti bir şeylerden fakat ben anlayamadım. Farklı bir şivesi vardı. Sadece tebessüm yaparak  anlamış tepkisi veren ifadeler yapmakla yetindim. Oysaki canım çok konuşmak istiyordu. anlatmak istiyordum anlamlı-anlamsız bir şeyler. Gerçekten anlaşılacak gibi değildi size yemin ederim bir kelime bile anlamadım sonunda güldük birbirmize.


İlerleyeyim derken;
# Yol kenarında olan drenaj kanalının karşısında ki duraktan her gün otobüse binerim. Bu kez durdum ve fark etmediklerimi  incelemeye başladığımda, benim burada yaşadığımdan şüphe ettim. Sese o kadar duyarlılar ki en ufak çıtırtıda suya atıyorlar kendilerini ancak ben pusu kurdum nefesimi tutarak çıkmalarını bekledim..





Telkin

    Kavramları var eden insan; bunu düzen için gerekli görürken, birbirleri ile olan ilişkilerinde, yargılarında kullanacaklarını pek hesaba katmadılar mı  acaba. Hangi düzen için gerekliydi ki? Düşünülmedi mi insan kadar karmaşık bir yapıya, ne tür kavramlar giydirebilir, yetebilir.. İyiler ve kötüler diye ayrılarak belki daralttılar, zincirlerle çoğalttılar. Ne kadar sığabildik.
   Sorarsanız Nehir senin sorunun ne? Benim sorunum sorun-suzluğum. Ama sanki sorumluluğum; başkalarının sorunları, eylemleri, olmayan kavramları, düşüncesizliği, yaşı, zihniyeti, yaşayamamış-lığı, göremedikleri, göremeyecekleri...
Beni insanların ne yaptıkları hiçbir zaman ilgilendirmedi.
Çünkü yapılanlar her zaman standarttı.
Genel adı düzendi.
Ama ne yapma-dıkları, yapamadıkları hep ilgilendirdi..
Düzen içinde değerlendirdiğimizde insanları birer karınca, böcek iken her şeyden soyutlayıp karmaşık yapısının altındaki ruhu çıkardığında birer tanrı parçacığı. Bütününde ise sonsuzla eş değerde. Mükemmel bir yapı! 
Bu kadar değerliyken, bu kadar değersiz duruma düşmek tek insana özgü bir şey işte.
   Yoldan geçen bir insanı durdurup ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışın. Yada ne kadar kusursuz bir yapıya sahip olduğunu, tanrı parçacığı olduğunu söyleyin küfür gibi gelir. Tepkileri gözlemleyin. 'sende sınırsız güç' mevcut dediğinde onun saniyede zihninde tasarlayacağı şeyi söyleyeyim; Kendini başbakan olarak hayal etti, yada buffett kadar en! zengin.. Sonra suratına bakıp 'deliye bak sen'. Sınırsız güç'ün onda oluşturduğu kavram, bu ikisinden ve türevlerinden ibaret olur. Sonra ne kadar iyi, ne kadar kötü.. Ona sunulmuş olanı düşündü elbette. Ne kadar sığabilir. Bu yoldan geçen, sığar işte. Çünkü sunulmuş olan kadar zihni. Kısır döngü hiç bozulmaz.
Ben hep aynı sorun-suzluğum.
Sabit kalan insanlar.
Değişen duygular.
Kayda-değer ölüm vardır diyorum hep; dolup taşarken kurutan. Döngüde tıkayıp durduran, değişmeyen duygusuzluğu yaratan, sadece ölüm vardır. insanı silkeleyip, uyandıran. Şimdi o yoldan geçen aynı insanı durdurup 'öleceksin, ve sende sınırsız güç var' dediğinde. Gözlemleyin; zihninde ilk yirmi-iki saniye 'öleceğini önce duyduğu için  sınırsızca yaşamayı düşündü biran.        

-yaşamayı... ve sonra ona sunulmuş kavramları..


beş adım, yo iki. evet. son adıı ..m . TÜKÜRDÜ.

    Yine geç kalmışız, ablam çekiştiriyor. O aptal mavi kıyafetleri hızlıca giydirirken ilikler şaşırıyor, düğmeler bir üsttekilerle karşılaşınca gülüyorlar bana. Susun diyorum düğmelere, yoksa sizi koparırım! Toplanmaya çalışan saçlarım çığlık atıyor. Bende eşlik ediyorum. Söylenmeye fırsat vermeden okul kapısından fırlatıyor ablam. Her taraf mavi okul bahçesinde ama ben kırmızı gibi hissediyorum. Çünkü unutulmuş olan beslenmem sınıfta utandıracak. Sanki bütün çocuklar bana bakıyor ve sanki heran aaaa-haa-hah diye kocaman gülecekler. Abla yürümeyi unuttum. Nerdesin. Böyle anlarda parmak uçlarım uyuşuyor, yüzüm kızarırken yanaklarım, gülmek ve ağlamak arasında seçim yapamıyor fakat şuan seçim yapma zamanı. Zil çalana kadar erkekler gibi delirmişcesine koşmalı mıyım yoksa kızların iplerinde atlamaya çalışırken düşmeyi mi seçmeliyim?
Derken bu tarafa koşan biri var, hızlanıyor. Acaba bana, yok hayır, evet bana -bana doğru geliyor??. Çok hızlı ve gülüyor, sesli mi düşündüm acaba?
Yedi adım,
Hayır.
Beş adım,
Yo iki. evet.
Son adıı ..
TÜKÜRDÜ.
Saçlarım,
Tükür-dü,
Baloncuklar önlüğümde,
Evet tükürdü.
Saniyeler durdu. Tükürük havada. Kalbim balon oldu, bu çocuk iğne.
Dakikalar sanki saatle çarpıştı.

Tükürdü?
Saçlarım: 'karşılık ver nehir!' dedi.
Bende TÜKÜRDÜM.
Ama saçlarına, önlüğüne gelmedi. Ayakkabıma düştü, havalanamadı baloncuk..Kafamı eğip ayaklarıma baktığımda, parmaklarım yine uyuştu. Gülüyor, gittikçe büyüyor ağzı. Ama dişleri küçük, benimki gibi. Bu oğlan delirmiş olmalı! Ablama söylicem. Zil mi?! Tamda zamanında kaçıyor!koşuyor!Hey! Tükürüğünü Unuttun..
     
    Tüm sınıf mavi, yakaları beyaz. Ben kırmızı, yanaklarım kırmızı. O yine koşuyor, yaklaşıyor -hayır hayır sınıfa doğru. Yoksa  yoksa sınıfa mı tükürücek??!

Koş nehir diyen yanlış iliklenmiş düğmelerimi dinliyorum;
-Koş yakala!
yavaşladı.
-Dur nehir
bana bakıyor.
- Ne yapıcaz? gül nehir!
tamam.
   
     Sınıfa girdi. Cam kenarında ikinci sırada, önündeki kızların hemen arkasında. Uzun saçlarını çekiyor. ?? Arkaya geç nehir diyorum içimden, hem zaten saçım kısa, ablam kesmesin bence bir daha. Ne kadar da çok hareket ediyor. Bu oğlan delirmiş! Yada kızların saçını sevmiş.
 Düğmelerim komutları verirken saç tellerim desteklliyor. -Bakıyor nehir -gülümseme. Merveler, gizemler, ağlıyor. İsimleri aynı olduğu için mi aynı anda ağlıyorlar acaba? Yoksa saçları için mi.. Saçlar: -Bakıyor nehir, gülümse. Düğmelerim: -gülümseme derken ben yine karışıyorum. Eve gidince anlatıcam boyama kitabındaki Fil'e. Hepsini anlatıcam. Bence Fil kitaptan çıkıp kocaman ayaklarıyla yürüyüp, hortumuyla onun suratına tükürecek, görcek işte o zaman!! Bugün herşey çok garip.
     Sınıfa hamile gibi kocaman göbeğini tutarak amcama benzeyen öğretmenimiz giriyor, yanında bir adam daha var. Üstelik elinde fotoğraf makinesi. Ama çok büyük. Bugün gerçekten çok garip. Düğmeler:  -ona bak nehir! dediğinde, hızlıca çeviriyorum ki; kaşları yukarı yol almış, gözleri kısılmaya başlıyor, tüm sınıf gibi içeri giren öğretmene ve yanındaki adamın elinde olan fotoğraf makinesine bakıyor. Saçlarım bu kez -yeter bakma nehir! diyor. Dönüyorum ki çıkmışlar, ben yine kaçırdım noldu acaba?? Dinleyemedim. Sıra mı olucaz, ikili ikili diziliyorlar. Bugün çok garip Fiil çok şaşıracak! Bak nehir koşuyor, bak sıradan çıkmış, ağzını açmış koşuyor. Delirmiş bu çocuk. Öğretmen kızıyor. Sıranın en sonuna gönderiyor. Ne -hayır, hayır yanıma mı geliyor. Yaklaşıyor. Tükürmesin diye çığlık atan saçlarıma düğmelerim cevap veriyor; -Sen türkür bence!
Beş adım, 
Hayır üç adım.
Evet,
Son adı.m
Yanım.d.a. ...
Dudakları öyle yayılıyor ki tüm suratına eşlik ediyor, yanakları, gözleri, kaşları, saçları bile! Saçlarım görmüş! İçerideki dişleri gülümseyen dudaklarına baskı yapıyor. Kalbim balon oldu. Ama iğne heyecandan pamuk oldu. Ağzımdaki tükürüğün her bir baloncuğu kalp oldu. Dudaklarımı itti. Yanakları, onunn yanakları konuşmaya başladı '-can yaklaşıyor!' Benim yanaklarım duydu.. Dudaklarım iğne oldu. Onun yanakları balon. Patlattım! Öptüm! Kırmızıydım, mavi oldum bende! Kaşları heyecanlandı, kaşlarımm gördü! Sıra yaklaştı. İlk onu iteledi ayakları, yaylı gibi yürüyordu, küçük küçük.

    Elinde kocaman fotoğraf makinesi olan adam baktı ona. Durdu bir daha baktı...
Minicik bir çocuğun yayılmış olan ağzının; yanağıyla dudak arasında, sıkışmış mutluluğuna baktı, gözlerinden taşan haylazlığına baktı. Deklanşöre bastı.
Ve ben, gülümseyen bir çocuğun fotoğrafı çekilirken suratına bakıp, görünmeyenleri anlatacak en güzel kelimeleri ararken kayboluyorum, mutluluktan sarhoş olup bilinçsizce dans eden kelimeleri arıyorum. Fotoğrafçı oluyorum. Zihninin fotoğrafını çekiyorum zihnimde.
    Şimdi' almış karşıma bakıyorum. Sihirli kelimeleri arıyorum, en güzel kelimeleri, özgür sarhoş kelimeleri arıyorum anlatmak için;
Gülüyor, o kadar güvenli gülüyor ki o minicik bedende; onu öptüğüm için gülüyor o kadar güvenli ve kendinden emin. Bir o kadar rahat! Minicik bedende. Oysaki yanakları sarhoş olmalı! Yanaklarım görmüş..

Keşfedilmeyi Bekleyen Yeniler

Her an yeni. Kelimenin tam manasından bahsediyorum. Kullanılmamış olan, o güne kadar söylenmemiş, görülmemiş yahut düşünülmemiş, oluş ya da çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan. Yeni.     
    Geçen saniyelerle keşfedilmemiş yeni- mimikler, kişiler. Yani yabancı dediklerimiz. Yada tanıdık eskimiş yüzlerde dahi, istenirse fark edilebilecek yeni-likler. İnsanı her daim dinç tutmuş olan yeni. Heyecanlandırmış olan yeni! Taşınılmış yeni ev, yeni şehir, kıyafet, vb.. birde soyutlaşalım hemen! yeni; aşk, yeni merak, yeni heyecan, yeni duygular silsilesi.. YENİ haha. Yeniyi herkes sever.
Peki Eski? 
yiiaa ben severim eski olan herşeyi falanlar..
çok moda falan Vintage?? eski. güya. aklını yediğim kullanılmış eskiyi alırken, -ilk eline aldığın o saniye, daha yeni eline almış bakıyorsun.. Başkasının eskisi senin ilk an-ında Yeni heyecanın cartın curtundur. Yeni-ndir yani. Beklenilen yenilerin gelmemesi sonucunda ise  oluşan umutsuzluklar zincirleri vardır bilindiği üzre..Amma Velakin;

olay senin gözünde.
olgu senin zihninde
yeni aslında sürekli içinde.

    Açıyı iki milimetre yerinden oynattığında değişecekler tamamen senin ritminde. Mesela kafanı kaldır. Kitlen yanındaki objeye yada canlıya. İncele değişen açıda ışığı, gölgeyi, oluşan espaslar arasındaki detayları.  O milimetrede ki değişen dünya-ya, mal mal değilde görerek bak. Ve düşünce yetini de aynı anda kullan.Sonra onaylayarak okumaya devam et.
    Bir nesneyi beş-yüz açıdan çizince delirtir mesela,aynı zamanda sıkmadan eşsiz bir zevk verir, gördüğün en eski'de sonsuz yeni mevcut olduğunun sonucuna varırsın. Mucizevi  diye buna diyorum ben. Eline aldığın objede yeni çizgi-ler, ezikler, renkler, biçimler, tonlar, kırıklar, sağlamlar,parçalar senin kelime ve düşünce haznenle doğru orantılı olacaktır. Karşında gördüğün kişide ise yine bu değişmeyecektir. Subjektif yaklaşımın, objektif bir noktada kalacaktır.
   Duygular devreye girerse, mesela en berbat gördüğün kişinin, en güzelin olabilmesi, içindeki yeni-de kendini gösterecektir, -bakabilirsen. Yaşadığın en güzel-kötü anı, olayı tekrar canlandırırsan zihninde, yeni mutluluklarda görebilir, yeni acı-larda yakalayabilirsin. Bu incecik çizgide devasal mucizeler saklı.

mesela az önce şu  alıntıyla karşılaştım;

''İnsanın yaşadığı en acı deneyimler, hiç ummadığı insanlardan gelir. Sığındığımız insanların, sakınmamız gerekenler olduğunu sonradan anlarız. Ama çocuktuk işte; başımıza gelen tüm kötülükler gülümseyerek gelmedi mi?''                                                                                KATRİNA KİTTLE
    
demiş kadının biri. yazardır muhtemelen. cahilliğime verin, klasikler dışında okuduğum söylenemez. (kinayeleri affetmem)

okuduğum ilk saniyeler dedim ki; 'Ya ne güzel demiş! Kelimesi kelimesine doğru!' Kendi yaşamışlığımla birleştirdim galiba. Katılın bana, kafa sallayın. fakat yirmi ikinci saniyeden sonra dedim ki; YENİ -yani : söylenmemiş, görülmemiş yahut düşünülmemiş bir açınla gör! sabahtan beri ne yazıyorsun sen?? çözümlemeye eşlik edin. 2mm kaydırdım açıyı . YENİ bol ışıklı, pencereyle! tane tane ilerleyin benim gibi.

'İnsanın yaşadığı en acı deneyimler, hiç ummadığı insanlardan gelir'
   insanın yaşadığı sürece, nefes aldığı an boyunca deneyimi bitmeyecektir. Bitmeyen deneyim doğrultusunda acı da bitmeyecektir. Bitmeyecek olan deneyimler orantısıyla, umulmayan insanda beraberinde çoğalacaktır. Ve son -en-büyük-acı- deneyim; ummuş- umulmamış İnsanda değil; ölürken kendi ruhunun bedende ayrıldığı anda tadılacaktır.

'Sığındığımız insanların, sakınmamız gerekenler olduğunu sonradan anlarız' dikkatli görünce saçma cümleye sizde gülümseyin.  Sığınırken bir insana tüm varlığınla; sakınmak evet söz konusu değildir. Sonradan  anlarız diyor ? Zaten sonradan varılmış bu kanı; öncesiyle çelişmesini dile getiriyor.

'Ama çocuktuk işte; başımıza gelen tüm kötülükler gülümseyerek gelmedi mi?'  Mana mecazında, sanırım çocukluk saflığını, bilinçsizliğini bir imgelemle canlandırmak falan filan istemiş. :)))) uzatmayalım anladınız..
    Böyle anlamlı gibi görünen gereksiz metinlerde içerlenmeyin hemen, yeni-yle yaklaşın!


Kudreti tadılamayan hayat kurtaran! yeni düşünceler, aslında herkesin ihtiyacı olan. 

Tek gerekli malzeme milimetrelik kaydırılmış açı.   

  dönüşmeye hazır olan düşünceleri kucaklayın! 

"yaklaşıyorsun"


alarm çaldı.. saate sadece iki ay önce alarmı kurarken bakmıştım. bir daha bakma gereksinimi duymadım..
 ve o saniye açtım gözlerimi. yatakla oynaşma gibi bir lüksüm yok tabi. hızlıca banyoya koştum. yüzümü yıkamak yerine soğuk duş kolay oluyordu. kendimden iki beden büyük gömleğimi ve siyah pantolonumu kaptım. ablamla aynı olan birebir deri ceketlerimizden ben onunkini giymeyi tercih ediyordum, bende büyük bir farklılık duygusu oluşturuyordu..  bu serbest kıyafetin oluşturduğu bir forma haline gelmişti . sadece şapkalar değişiyordu. bayanların çantası günlük olarak tazelenirdi. bende ise iki aydır aynı defter, aynı kalem, aynı su şişesi, aynı mızıka ve sürekli değişen 20cl. jack.
serin benden düzenliydi. çantası bir gün öncesi hazırlanır, kıyafetleri seçilir, sabah kahvaltı yapılır, servise yetişilirdi. onunda işi vardı. on saat boyunca kreşte oynamakla yükümlüydü.
evden "ben kaçtım" sesinden sonra gelen kapı sesi ve ablamın arkadan duyulmayan sözcükleri.. aynı yol, aynı kalabalık, aynı hissizlik,  cepte bulunan aynı para, kulakta iki aydır çalan aynı şarkı.. ve otobüse binmeden önce yudumlanan aynı tat. aynı hafif baş dönmesi.. herşey aynı.
oysa ki bütün bunlar önceye göre farklıydı. ama ben düşünemiyordum. sadece çalan şarkıyı dinliyordum. sanki bu şarkı bu günler için yaratılmıştı. bana an'daki herşeyi özetliyor gibiydi. bir acı vardı derinden gelen yüzeye vurmayı beceremeyen. anlam veremediğim kaybolmuşluk hissi. tek başına olmanın ilk kez korkuttuğu bir his. sanki yıllardır böyleymişim gibi bir his.
yüzeyde planlar vardı aslında. para birikecek, eklemeler yapılacak, zaman yaklaşacak, dersler, gidilecek olan ülke. hayallare adım.
derinde bunlardan iz bile yok.
mağazaya gir, olmayan modu değiştir. gülümse. esas formayı giy. dolabı kapatmadan iki yudum al. çık yukarı. insanlar mükemmel bir gözle baksın. ağızdan kelimeler dökülsün. enerji devreye girsin, titreşimler insanların içinde. gözler üzerinde. zaman doldu.
çantadaki jack'i tazele ve mağazadan çık.
gök siyah kıyafetini giyer, onun gündüzü başlar. ara sokaklara girerim, yudumlarımı tazelerim. aynı şarkıya kaldığım yerden devam ederim. haftanın altı iş gününün, üç günü Kadıköy'den, Üsküdar- çiçekçiye binmeden önce değişiklik yapar mekanda oturarak içerim. şarkımı değiştirmem. bu benim yaptığım tek başıma gerçekleştirdiğim sosyalliktir. elbette alınan para birikmez böylece biter. ablam arar, akşamcıyım bugün derim. yalan değildir, o gün hatta ben gececiyimdir..
otururum.insanlar, insanlar, insanlar çeşit çok, fark yok. aynı bakışlar, paranoyak neyir'in devreye girmesine gerek kalmayacak kadar basittir.
biraz izledikten sonra evin yolunu tutarım. yolda yudumlarım, şarkı zaten standart. kapıyı açar sessiz olmaya çalışırken ablam atölyede çalışıyor olur. bir bakışı yeter. bana acıdığından belki de yemek var der.  tabi ben içmişimdir yemeğimi. hemen yatağa yönelirim. yastığın kenarında telefon çalar, çalar, çalar. tanıdığım farksız insanlar bu kez ses bırakır. aynı şarkıyla uykuya dalarken, bir gülümseme belirir, derinden koca siyah boşluğun içinden der ki biri; "yaklaşıyorsunn.."
...

alarm çaldı..
saate sadece -dört ay önce alarmı kurarken bakmıştım.
bir daha bakma gereksinimi duymadım.
ve o saniye açtım gözlerimi..



"gitme vakti geldi" dedi ses. biliyorum "yaklaşıyorum" dedim... gülümsedim..



                    

tterapiiiiiii zamanıııııııııııııııııııııııııı !

Şu hayatta seni rahatsız eden , beynini kemiren , hayatını mahfeden düşünceleri , bir türlü peşini bırakmayan olumsuzlukları düşün .
 Düşün onları ve  bir araya getir. Yoğunlaş sonrasında hepsini elinde tuttuğunu düşün , hisset eminim ki ağır geliyordurr hatta kolunu zorladıgını düşün, sorunlar o derece büyük. O elinde tutmaya çalıştığın aptal sorunlar beyninin içinde degil mi sonuçta sırtında taşımıyorsun evet ama sırtında taşıyormuş gibi hissediyorsunn ...Canını bu kadar sıkabilecek sorunlar nedir ki onları küçümsemeyi deneyelim.
Sevgilinle aran bozuk sürekli kavga ediyorsun veya ayrıldın
Ailenin baskısı altındasın
Maddi sorunlar çekiyorsun veya

Yalnızsın bir sevgilin bile yok
En yakın arkadaşını bile kendine uzak hissediyorsun
Okulun var derslerin boktan hayat boktan sıkıcı geliyor
Hayatın monoton her gün aynı şeyleri yapmak gerçekten seni yorgun ve bıkkın bir hale sokuyor
VB...

Bu veya bunlara benzer düşünceler biri tutmasa diğeri tutar değil mi?
Onları somutlaştırarak  karşımıza alıp neden baş edemeyiz ki -bu kadar zor olamaz.
Hayatındaki bütün olumsuzlukları bir sırt çantasına koyduğunuzu düşünün bütün herseyi en ufak ayrıntıya kadar. Taşımaya çalışın hissedin . Eminim ağır geliyordur belkide bazıları yerinden oynatamayacak kadar doldurmuştur içini durum baya ciddidir ?

 Şimdi de bir sırt çantası düşünün içine hayatınızdaki bütün değerli eşyaları , duyguları ,kişileri , sizi mutlu eden anılarını , hayalleri, aklınıza gelen sizi gülümseten anları, o sırt çantasına doldurduğunuzu düşünün..

Ve şimdi yürüme zamanı.
Adımlar geleceğe..

Doldurdukça oluşan hafifliği hissetmek hiçte zor değil bence  ..

         Sizce hangisi taşımaya değerrr ?





*

küçük bir parıltı . .

Dibe  vurmuş artık herşeyden vazgeçmiş,bitmiş,tükenmiş ,ümitsiz, yalnız  çaresiz ve buna benzer binlerce kötüler bir arada ..  en köşede saklanmış olan bir ışık var insanların içinde ; dipsiz kuyunun içinden gelen küçücük bir parıltı .. 
Umut ...
bedenini terketmen için bütün cesareti topladığın o an kafanın içinde hızlı bir film şeridi şeklinde istediğin hayalini kurduğun olmasını istediğin şeyler, istediğin şekilde kafanın içinden geçiyorr ..

 Belkiii ? 


 Beyin anormal-normal düşünceler arasında gidip geliyor..
Hızlı düşünmelerr ..
Kafandaki uyuşuklugun etkisinin düşmesiyle birlikte biraz gerçeklere yaklaşmak ..
Hayallerr bir yanda, olumsuzluklar ortada, hatalar kenarda ve geçmiş tüm büyüklüğüyle arkada fakat bir türlü önünde ki geleceği görememek ...


Ve somut olarak görülebilen alet edevat.
Zehir..
Toz, ateş..
Bir an ruhun bedenden uzaklaşıp, biraz ilerde kendi durumunu izlemesi ..

Beklenmedik bir şey.

heyecan..
merak en önde,
düşünceler kafanı çevirdiğin o salise yenileriyle yer değiştirirken

 o kapı sesi Tak! Tak! Tak! ...

              Belki de

   
   ..

Popular Posts